6 Mayıs 1972: Deniz’ler ve Özal, Evren, Erdoğan - Asmayalım Da Besleyelim Mi?
![]() |
| - yazı: YÜCEL GÖKTÜRK - |
İdam cezası AKP öncesinde kaldırılmış olmasaydı, o bednâm sözü Kenan Evren’den değil de Erdoğan’dan duymuş olsaydık, şaşırır mıydık? Erdoğan’ın üslûbuna, söylemine çok yakışmıyor mu? Yalnız Erdoğan’ınkine mi? AKP’nin 2011 seçim kampanyasında Adnan Menderes’le birlikte selef ilân ettiği Turgut Özal’dan duysaydık o lafı, şaşırır mıydık?
Türkiye sağının yere göğe koyamadığı “sivil” Özal’ın 12 Eylül rejiminin Başbakan Yardımcısı koltuğunda oturması bir yana, parlamenter düzene geçildiğinde 12 Eylül’ün koyduğu siyasal yasakları referanduma götürüp ebedî kılmak için çabaladığı günleri hatırlayalım. Yasakların kalkması yönünde kullanılacak oy pusulalarının renginden hareketle “mavi Yunan rengidir” diyenler Özal’ın prensleriydi.
1970’lerin sonlarında Erbakan’ın MSP’sinden İzmir milletvekili adaylığına soyunan Özal, 1970’lerin başında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları için ne düşünüyordu? Adnan Menderes için düşündüklerini mi?
Ne düşündüğünü bugün (6 Mayıs) Can Dündar’ın Milliyet’teki yazısından öğrendik. 1970’lerin “Miliyetçi Cephesi”nin en önde gelen sözcüsü Tercüman’ın tescilli faşist yazarı Ahmet Kabaklı’ya ABD’den gönderdiği mektupta aynen şöyle diyor:
“Teknik Üniversite duvarlarına, bir tarafa köprü karikatürü, diğer tarafa da 6. Filo’yu koyarak ‘Köprü ve bekçisi’ diyen komünistlerin, aslında neyin peşinde oldukları bugün daha iyi anlaşılmıyor mu? Bir senelik bir Örfî İdare, bütün melanet ve hıyanetlerini meydana çıkardığı gibi, Türkiye’nin kalkınması için sarf edilen insanüstü gayretlere yapılan insafsız hücumların kastî hüviyetlerini de ortaya çıkarmıştır. Fakat bir endişem var: Tarihten, tecrübeden ders alacak mıyız, yoksa sözde bir acıma duygusu ile karıştırılan, aslında maksatlı birtakım oyunlara alet olarak Türkiye’yi yıkmak isteyenlere bir şans daha mı vereceğiz?”
Tarih 7 Nisan 1972. Darağacının kuruluşunun eli kulağında. Memleketin dört bir yanında idamların engellenmesi için imza kampanyaları yapılırken Özal bir yandan örfî idareye (sıkıyönetimin o zamanki adı) alkış tutarken, bir yandan da “aman ha, acımayalım” diye tepiniyor. O tarihte Dünya Bankası uzmanı. Sekiz yıl sonra, 12 Eylül’ün köşetaşlarını döşeyen 24 Ocak kararlarını hazırlayacak, yaklaşık yedi ay sonra da 12 Eylül’ün “ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı” koltuğuna oturacak. 12 Eylül Anayasası’nın akıl hocalarından olacağı gibi, 1983 seçimlerinden 1989’a Başbakanlık, sonra da vefatına dek Cumhurbaşkanlığı yapacak ve onca yıl ne yüzde 10 barajına, ne Siyasal Partiler Kanunu’na ne de DGM’ye dokunacak. Fazladan, her tür hukuksuzluğa zemin hazırlayan Terörle Mücadele Kanunu’nu ve SS Kararnamesi olarak bilinen Sansür ve Sürgün Kararnamesi’ni demokrasiye kazandıracak.
“Demokrasi kahramanı” selefin özgeçmişi böyle. “İleri demokrasi kahramanı” halefe gelince, o da yüzde 10 barajına, Siyasal Partiler Kanunu’na, DGM’ye (yeni adıyla Özel Yetkili Mahkemeler), TMK’ya ve bir dizi makyajlanmış 12 Eylül kurumuna, cihazına sımsıkı tutunuyor.
6 Mayıs 1972’de, Deniz’lere darağacı kurulduğunda selefinden farklı düşünüyor olabilir mi? Ya da Kenan Evren “asmayalım da besleyelim mi?” dediğinde, fıtratı isyan etmiş midir?
Spekülasyona ne hacet. 2011 seçim kampanyasını hatırlayalım. Devlet Bahçeli niçin kürsüden urgan atıp “hadi as” diye çığırıyordu Erdoğan’a? Erdoğan, MHP’nin koalisyon ortağı olduğu Ecevit hükümetinin ölüm cezasını kaldırarak Öcalan’ın idamını önlediğini kastederek “biz olsak asardık” demişti de ondan.
Dediğine kendisi de inanmıyordu, bir “Recep şakası”ydı sadece. Ama, ya ABD Öcalan’ı idam edilmemesi şartıyla teslim etmeseydi… “Asmayalım da besleyelim mi?” demez miydi? Bunu derken, popülizmin şahı olarak, o sözün “millet” indinde geniş bir karşılığı olduğunu biliyor olacaktı elbette. Tıpkı Evren’in o sözü ederken bildiği gibi. Ve tıpkı Erdoğan’ın selefinin Deniz’ler için “aman ha, acımayalım” derken bildiği gibi.
6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam sehpasına çıktıklarında Özal muradına ermişti.
Özal, Evren, Erdoğan… Nasıldı AKP’nin seçim şarkısı: “Aynı yoldan geçmişiz biz, aynı sudan içmişiz biz…”
*birdirbir.org'dan alınmıştır.

YORUM YAZIN