Header Ads

'Aşk Bağnazlıktır, Her Anlamda'

- BEDİA CEYLAN GÜZELCE -
Hegelciler bilir, bir eser hakkında fikir sahibi olmak için onun tamamına vakıf olmanız gerekmez. İçerisinden seçeceğiniz bazı fragmanlar, onunla ilgili genel bir fikir edinmenizi sağlar. İyi mi kötü mü, eser mi değil mi, üzerine yazmaya değer mi değmez gibi soruların cevaplarını bu şekilde bulabilir ve kana karışmadan önce önleminizi alabilirsiniz. Peki ama eserin kendisi bir fragmansa ve hâlâ bir eserse hangi parçasını alıp incelemeli?

Mesela şu cümle dizisine ne dersiniz? 

“Ey ruh! Geldiysen üç kere göğsümün tahtasına vur! CERN’den haber aldık diyelim buna.” (s. 100)
Ne çok şey anlatır bu kısacık metin. Şairin bunu yazana kadarki süre içinde teolojiden ve mistisizmden beslendiğini, modern zaman yazarı olduğunu mesela. Her kim ki bu cümleyi okur, şair Murathan Mungan hakkında bu fikirlere varır veya varmaya yaklaşır... Bu alıntıyı gören, mevzubahis şairin ilelebet ve daima okunmaya değer olduğunu anlar veya anlamak üzeredir. 

Kısa süre önce Metis Yayınları’ndan çıkan ‘Aşkın Cep Defteri’, okur, biçim ve algı üzerine farklı bir çalışma. İçinde yer alan metinlerin büyük kısmı bir zaman bir yerlerde yayımlanmış, okunmuşsa da kitaba ismini veren ve ilk kez bu kitapta yer alan “Aşkın Cep Defteri” bölümünü ayrı ele almak gerekir. 

Emile Cioran, ‘Burukluk’ kitabında kendi radikal dünya görüşün kerteriz alıp felsefesini aforizmik metinlerle ifade eder, “Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum der” mesela. 

Sizi bir virgülün içinden fırlayıp kalbinize saplanmak üzere yola çıkan bir kurşunla tek başınıza, öylece bırakır. Konularını çokça çeşitlendirdiği bu fragmanlarda kimi zaman bir ideoloji üzerine devlet kurar, sonra dinamit koyup patlatır aynı ideolojiyi. Şeytanla yaptığı pazarlığın fark edilmesinden neredeyse memnundur Cioran ve “burukluk” kelimesinin tam olarak karşılığını verir okuyana. Nietzsche’nin aforizmaları bir yana, Kafka da kendisinden beklenmeyecek bir performansla derdini kıvamlı cümlelerle anlatmaktan yana tercihini kullanır. Tabii kutsal kitapların tamamı da aslında su katıp seyreltmeye müsait ama kıvamını tutturmanın zor olduğu duygusu yoğun metinlerdir aslında. Velhasıl bu mini yapıtlar, kiminin heykeli dikilesi cümleler kolay anlaşılması ve ezberlenebilmesi bakımından güçlüdür. 

İşte ben bu fragman metinleri bu nedenle koyu, kıvamlı sıvılara benzetirim. Üzerine düşünmeyip, yerinden kıpırdatmadığınız zaman olduğu yerde durur, ne kolay kolay kurur yok olur, ne de size bir faydası dokunur. Üstelik üzeri zamanla kabuk bağlar, kıvamı koyulaşır, geç keşfedilenleri bu nedenle pek değerli, pek acıdır.
Murathan Mungan’ın beş bölümden oluşan ‘Aşkın Cep Defteri’ kitabı da içindeki aynı isimli kısım, hemen ve derhal üzerinde düşünülmeye başlanması gereken bir yapıya sahip. Zira kabuğu tutan da kaldıran da ta kendisidir ve şimdi okumaya başlansa bile seyrelmesi zaman alacaktır. Kitaptaki bu türden aforizmalardan bazı örnekler vereyim: 

“Bu anlamda sabır, vakti azalmış insanlara hayatın verdiği cezadır.”
“Aşk bağnazlıktır, her anlamda.”
“Özellikle ‘Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayangillerden’ olan erkekler diğer korkularından konuşmaktan çok korkarlar.” 

Alt alta okuduğunuzda baştan sona bütünlüğü olan ve birbirinin devamı niteliğindeki cümleler, kimi bir arada öbekler şeklinde kimi tek başına bırakılmış sayfalara. Ne var ki, zaten biçimsel olarak da işaretlerle birbirinden ayrılmış ve aralarında boşluklar konmuş bu cümleler onları tek başlarına da okuyabilme, sahiplenebilme imkânı sunuyor. Sanırım modern zaman bize bu biçimi öyle ya da böyle dayatıyor, okur öyle büyük blok parçalar görmeyi istemiyor, kabullenmiyor artık. Ancak elli sayfalık bir blok olmadan da bir şeyler anlatır bize edebiyat. Ona biraz da şiir diyoruz, bunu yapanlara da şair, yani Murathan Mungan’ın bu hayattaki en öncelikli hali.

Tanışma faslı
Şiir, insanın kendi iman tahtasına başkasının uzanmasına izin vermesi değil midir? Hem iman tahtası, bir Kemal Tahir romanının en erotik söylemi olmanın ötesinde göğüs kafesinin hemen üstünde, mesela dağlar gibi görkemli bir yerlerdir. İşte bu yüzden Murathan Mungan okuru şanslıdır, çünkü o çokça mesafeli durduğu okurunu alıp göğsüne yatıracak kadar cömert ve açıktır hep. 

Yeterince küçüktüm ilk Murathan Mungan şiirini okuduğumda, “Oda, Poster ve Şeylerin Kederi.” Bir odam vardı, bir posterim ve pek az şeyim. Çocuktum ama bu memleketin hemen her çocuğu gibi kederden bitmiştim. Uğur Mumcu yeni öldürülmüştü, Sivas’ta aydınlar daha yeni katledilmişti, olmaz denilen olmuş Çekoslovakya ikiye ayrılmış, Turgut Özal cumhurbaşkanı seçilmişti, Abidin Dino, Hulusi Kentmen, Nejat Eczacıbaşı ve Berna Moran aynı yıl içinde, kısa bir süre sonra yaşamını kaybedeceğinden henüz habersizdi... Şiir okuyup, bütün bu olan biteni şiirle anlamaktan başka da çare yoktu, biz büyüyünce küçülen dünyayı iç parantezlerde genişletmek zorundaydık, hep birlikte.

Başka bir edebiyat faslı
Biçimsel olarak, bir tür edebi paralaks yaşayacağınızı baştan belirteyim. Cümlelerin kendinize yakınlığı ile birbirine olan mesafesini anlamak belki biraz zaman alacak ama sonu güzel bitiyor emin olun. Bölüm isimleri, “Yazınca Geçmiyor”, “Kedi Kapısı”, “Fal Metinleri”, “Bende Kalanlar” ve “Aşkın Cep Defteri” olarak belirlenmiş. Her başlığın altında birkaç altbaşlık var. Bilhassa son bölümdeki hemen her birinde “aşk” kelimesinin geçtiği cümleler yakında twitter ve facebook gibi sanal sosyal mecralarda dolaşacaktır. 

Ve aslında siz bunları okurken Murathan Mungan’ın şiirleri dijital dünyanın boşluklarında, oradan oraya zaten akıp gitmektedir.
Çoğu zaman fena halde kana karışmaktadır.

AŞKIN CEP DEFTERİ
Murathan Mungan
Metis Yayınları
2012, 160 sayfa, 10 TL.

* bu yazı ilk olarak Radikal Kitap'ta yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.