Süleyman Yeter'i İşkence İle Öldüren Polis Hem Aranmamış Hem de Bu Sürede 3 Çocuk Sahibi Olmuş
Yargı sisteminin siyasal karakteri, toplumsal adalet beklentilerinin karşılanmamasının başlıca nedenlerinden. Adaletin tecelli etmediği, işkencecilerin bizzat devlet tarafından korunduğu örneklerden biri de, Süleyman Yeter davasıdır. Sosyalist kimliği ve mücadelesiyle tanınan Süleyman Yeter, 5 Mart 1999'da, işçilere yönelik yayın yapan Dayanışma Gazetesi'nden çok sayıda arkadaşıyla birlikte gözaltına alındı. Aynı zamanda Liman Tersane Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) Eğitim Uzmanı olan Yeter, gözaltına alındıktan 48 saat sonra Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde işkenceyle katledildi.
ASIL SORUMLULAR YARGIDAN KAÇIRILDI
Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan otopside, Yeter'in el, sırt, boyun ve alın bölgelerinde dayak izlerine rastlandı. Öldürülmeden önce Yeter, 1997'de de gözaltında işkence gördüğü gerekçesiyle 15 kişi ile birlikte Terörle Mücadele Şubesi polislerine dava açmıştı. Yeter"in ölüm nedeninin işkence olduğu Adli Tıp raporuyla belirlenince, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde polis Mehmet Yutar, Erol Erşan ve Ahmet Okuducu hakkında dava açıldı. Soruşturmanın yüzeysel olduğu, dönemin Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, Terörle Mücadele Şube Müdürü ve Emniyet Müdür Yardımcısı hakkında da soruşturma açılması talepleri ise dikkate alınmadı.
İŞKENCECİYE 'İYİ HAL' İNDİRİMİ
Olayla ilgili açılan soruşturmanın ardından haklarında tutuklama kararı verilen işkenceci polis memurları Mehmet Yutar ve Erol Erşan 7 Nisan 2000’de teslim oldu, ancak işkencenin bir numaralı faili Komiser Yardımcısı Ahmet Okuducu teslim olmayarak “kaçtı”. Okuducu hakkında “arama kararı” çıkartılarak 178 ülkede kırmızı bültenle “aranmaya” başlandı.
Süleyman Yeter'in işkenceyle öldürülmesine ilişkin dava, 1 Nisan 2003 tarihinde karara bağlandı.
Sanıklardan Okuducu'nun “hiç yakalanmadığı” ve dosyasının da ayrıldığı davada, polisler Mehmet Yutar ve “aranan” Okuducu, Yeter'e işkence yaparak ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu. Mahkeme, sanık Yutar'ı önce "kastı aşarak kasten adam öldürmek"ten 10 yıl ağır hapse mahkum etti; “failin birden fazla olması ve asli failin belirlenememesi" nedeniyle cezayı 5 yıla indirdi. Ardından da "iyi hal"den cezayı 4 yıl 2 ay ağır hapse çevirdi. “İyi halden” ceza indiriminden yararlandırılan Mehmet Yutar, 1997'de de Yeter ve 15 kişiye işkence yapan ekipte yer alıyordu. Aynı davada yargılanan Erol Erşan ise “delil yetersizliğinden” tahliye edildi.
'KARAR, HİÇBİR HUKUKA UYMUYOR'
Duruşma sonrası açıklama yapan Avukat Ercan Kanar, "Tatmin edici ve caydırıcı bir karar değil" diyerek, kararı Yargıtay'a taşıdı. Süleyman Yeter'in eşi Ayşe Yumli Yeter, "Bugüne kadar yargının bağımsız olmadığını söylüyorduk, bu kararla bunu gördük" dedi. Ayşe Yumli Yeter, “Adli Tıp Raporu'nda 'işkencede öldürülmüş' denilmesine rağmen, bugünkü sonuca bakıyoruz, ‘işkence yapılmıştır ama öldürmek maksatlı değil, istenmeden ölmüştür’ biçiminde karar çıktı. Mahkeme süresince uluslararası kimi maddelerin de işlemediğini, hukukun işlemesi gerektiğini vurgulamıştık. Ancak bunların hiçbiri hayata geçmedi. Nasıl ki Amerikan emperyalizmi Irak'a saldırırken uluslararası hukuku hiçe saydıysa, Türkiye'de de işkence gibi -ki savaş da bir işkence- bir konuda uluslararası hukuka dayanılmadı” diyerek, adaletin karşılanmadığına dikkat çekti.
AİHM TÜRKİYE'Yİ MAHKUM ETTİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2009 yılında, Süleyman Yeter’in gözaltında işkenceyle öldürülmesiyle ilgili davada Türkiye’yi 110 bin 720 Euro tazminata mahkum etti. AİHM kararı verirken Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ‘işkence yasağı’, ‘yaşam hakkının ihlali’ ve ‘bu hak ihlal edildiği halde faillerin cezalandırılması için iç hukukta etkili yargılama yapılmamasını’ gerekçe gösterdi.
Türkiye, Süleyman Yeter'in 1997 yılında gördüğü işkencelerden dolayı açılan davada da, 65 bin Euro tazminata mahkum oldu. 1997'de Süleyman Yeter'in de aralarında bulunduğu 15 kişiye işkence yapan Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz adlı polislere açılan dava, zaman aşımından düşürülmüştü.
DEVLETİN YERİNİ BİLDİĞİ 'ARANAN' POLİS
1999'dan beri bulunamayan ve 5 Aralık 2000'den bu yana "Kırmızı Bülten"le arandığı iddia edilen işkenceci polis Ahmet Okuducu'nun mahkemelere katılmaması üzerine gıyabında yargılama yapıldı. Hakkında, beş kez yakalama evrakı gönderildiği, 38 kez yakalama emrinin akıbeti sorulduğu ve yedi kez "arıyoruz" diye yanıt verildiği halde, Okuducu'nun nerede olduğuna dair ipucuna ulaşılamadığı öne sürüldü. Okuducu’nun nüfus kaydının bulunduğu Nallıhan Emniyet Müdürlüğü’nün gönderdiği yazıda, arama kararının buraya hiç gönderilmediği ortaya çıktı. Ayrıca Okuducu’nun ikamet adresi olarak gösterilen İstanbul Şirinevler’e gidildiğine dair de bir evrak bulunmuyordu.
Bu arada Nallıhan Kaymakamlığı Nüfus Müdürlüğü’nden mahkemeye gönderilen nüfus dökümünde, sanık Okuducu’nun 14 Haziran 1999’da Huri Okuducu ile evlendiği, 2003, 2004 ve 2009’da üç çocuğu olduğu ortaya çıktı. İki çocuğun İstanbul Üsküdar’da, birinin Adana Seyhan’da doğduğu belirlendi. Nüfusta yapılan son işlem, 18 Haziran 2009’da oğlunun nüfusa yazdırılmasıydı. Okuducu ve ailesinin yerleşim yeri olarak İngiltere’nin kaydedildiği de anlaşıldı. Üstelik İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Kayıt İşleri Genel Müdürlüğü, 3 Ocak 2012’de mahkemeye gönderdiği yazıda, Okuducu’nun İngiltere'de yaşadığı bilgisinin 19 Eylül 2007’de Dışişleri Bakanlığı’ndan gönderilen toplu kayıtlarla beraber işlendiği belirtildi. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bütün dünyada aradığı Okuducu’nun yeri, o tarihte Dışişleri Bakanlığı tarafından biliniyordu. Okuducu'nun yeri artık herkesçe bilinmesine rağmen “Kırmızı Bülten” hala işletilmedi.
İŞÇİ SINIFI MÜCADELESİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Süleyman Yeter'i işkenceyle ölüme götüren süreç, onun siyasal kimliğiyle ilgiliydi. 1962'de Erzincan Refahiye'de yoksul Kürt ve Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasını küçük yaşta kaybetti. 1970'li yılların ortalarında İstanbul'a taşındı. Daha lise yıllarında devrimci mücadeleye katıldı. Lise yıllarından sonra genç ve sosyalist bir işçi olarak fabrikalarda çalışmaya başladı. İşçilerle kısa zamanda kaynaştı ve onları daha yakından tanımaya başladı. Bu özelliği, Süleyman Yeter'i işçi sınıfı mücadelesinde bulunduğu her yerde öne çıkardı. 1980 darbesinden sonra Petrol-İş Sendikası'nın çalışmalarına aktif olarak katıldı. 1980'li yılların sonlarına doğru kurulan Devrimci Sendikal İşçi Muhalefeti'nin (DSİM) örgütleyicileri arasında yer aldı. 3 Ocak 1991 genel grevine katılan Shaup Lorenz işçilerinin en önünde yer aldı. Süleyman Yeter, işkenceyle öldürüldüğü tarihte, DİSK'e bağlı Limter-İş Sendikası Eğitim Uzmanı görevini sürdürüyordu.
Süleyman Yeter, işçi sınıfı mücadelesi içerisinde aktif rolü nedeniyle sık sık gözaltına alındı ve işkence gördü. 1997 yılında da gözaltına alındığında işkenceye maruz kaldı. Hapisten çıktığında mücadelesine devam etti. 7 Mart 1999'da işkenceyle öldürüldüğünde 37 yaşındaydı.
haber: etha
ASIL SORUMLULAR YARGIDAN KAÇIRILDI
Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan otopside, Yeter'in el, sırt, boyun ve alın bölgelerinde dayak izlerine rastlandı. Öldürülmeden önce Yeter, 1997'de de gözaltında işkence gördüğü gerekçesiyle 15 kişi ile birlikte Terörle Mücadele Şubesi polislerine dava açmıştı. Yeter"in ölüm nedeninin işkence olduğu Adli Tıp raporuyla belirlenince, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde polis Mehmet Yutar, Erol Erşan ve Ahmet Okuducu hakkında dava açıldı. Soruşturmanın yüzeysel olduğu, dönemin Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, Terörle Mücadele Şube Müdürü ve Emniyet Müdür Yardımcısı hakkında da soruşturma açılması talepleri ise dikkate alınmadı.
İŞKENCECİYE 'İYİ HAL' İNDİRİMİ
Olayla ilgili açılan soruşturmanın ardından haklarında tutuklama kararı verilen işkenceci polis memurları Mehmet Yutar ve Erol Erşan 7 Nisan 2000’de teslim oldu, ancak işkencenin bir numaralı faili Komiser Yardımcısı Ahmet Okuducu teslim olmayarak “kaçtı”. Okuducu hakkında “arama kararı” çıkartılarak 178 ülkede kırmızı bültenle “aranmaya” başlandı.
Süleyman Yeter'in işkenceyle öldürülmesine ilişkin dava, 1 Nisan 2003 tarihinde karara bağlandı.
Sanıklardan Okuducu'nun “hiç yakalanmadığı” ve dosyasının da ayrıldığı davada, polisler Mehmet Yutar ve “aranan” Okuducu, Yeter'e işkence yaparak ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu. Mahkeme, sanık Yutar'ı önce "kastı aşarak kasten adam öldürmek"ten 10 yıl ağır hapse mahkum etti; “failin birden fazla olması ve asli failin belirlenememesi" nedeniyle cezayı 5 yıla indirdi. Ardından da "iyi hal"den cezayı 4 yıl 2 ay ağır hapse çevirdi. “İyi halden” ceza indiriminden yararlandırılan Mehmet Yutar, 1997'de de Yeter ve 15 kişiye işkence yapan ekipte yer alıyordu. Aynı davada yargılanan Erol Erşan ise “delil yetersizliğinden” tahliye edildi.
'KARAR, HİÇBİR HUKUKA UYMUYOR'
Duruşma sonrası açıklama yapan Avukat Ercan Kanar, "Tatmin edici ve caydırıcı bir karar değil" diyerek, kararı Yargıtay'a taşıdı. Süleyman Yeter'in eşi Ayşe Yumli Yeter, "Bugüne kadar yargının bağımsız olmadığını söylüyorduk, bu kararla bunu gördük" dedi. Ayşe Yumli Yeter, “Adli Tıp Raporu'nda 'işkencede öldürülmüş' denilmesine rağmen, bugünkü sonuca bakıyoruz, ‘işkence yapılmıştır ama öldürmek maksatlı değil, istenmeden ölmüştür’ biçiminde karar çıktı. Mahkeme süresince uluslararası kimi maddelerin de işlemediğini, hukukun işlemesi gerektiğini vurgulamıştık. Ancak bunların hiçbiri hayata geçmedi. Nasıl ki Amerikan emperyalizmi Irak'a saldırırken uluslararası hukuku hiçe saydıysa, Türkiye'de de işkence gibi -ki savaş da bir işkence- bir konuda uluslararası hukuka dayanılmadı” diyerek, adaletin karşılanmadığına dikkat çekti.
AİHM TÜRKİYE'Yİ MAHKUM ETTİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2009 yılında, Süleyman Yeter’in gözaltında işkenceyle öldürülmesiyle ilgili davada Türkiye’yi 110 bin 720 Euro tazminata mahkum etti. AİHM kararı verirken Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ‘işkence yasağı’, ‘yaşam hakkının ihlali’ ve ‘bu hak ihlal edildiği halde faillerin cezalandırılması için iç hukukta etkili yargılama yapılmamasını’ gerekçe gösterdi.
Türkiye, Süleyman Yeter'in 1997 yılında gördüğü işkencelerden dolayı açılan davada da, 65 bin Euro tazminata mahkum oldu. 1997'de Süleyman Yeter'in de aralarında bulunduğu 15 kişiye işkence yapan Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz adlı polislere açılan dava, zaman aşımından düşürülmüştü.
DEVLETİN YERİNİ BİLDİĞİ 'ARANAN' POLİS
1999'dan beri bulunamayan ve 5 Aralık 2000'den bu yana "Kırmızı Bülten"le arandığı iddia edilen işkenceci polis Ahmet Okuducu'nun mahkemelere katılmaması üzerine gıyabında yargılama yapıldı. Hakkında, beş kez yakalama evrakı gönderildiği, 38 kez yakalama emrinin akıbeti sorulduğu ve yedi kez "arıyoruz" diye yanıt verildiği halde, Okuducu'nun nerede olduğuna dair ipucuna ulaşılamadığı öne sürüldü. Okuducu’nun nüfus kaydının bulunduğu Nallıhan Emniyet Müdürlüğü’nün gönderdiği yazıda, arama kararının buraya hiç gönderilmediği ortaya çıktı. Ayrıca Okuducu’nun ikamet adresi olarak gösterilen İstanbul Şirinevler’e gidildiğine dair de bir evrak bulunmuyordu.
Bu arada Nallıhan Kaymakamlığı Nüfus Müdürlüğü’nden mahkemeye gönderilen nüfus dökümünde, sanık Okuducu’nun 14 Haziran 1999’da Huri Okuducu ile evlendiği, 2003, 2004 ve 2009’da üç çocuğu olduğu ortaya çıktı. İki çocuğun İstanbul Üsküdar’da, birinin Adana Seyhan’da doğduğu belirlendi. Nüfusta yapılan son işlem, 18 Haziran 2009’da oğlunun nüfusa yazdırılmasıydı. Okuducu ve ailesinin yerleşim yeri olarak İngiltere’nin kaydedildiği de anlaşıldı. Üstelik İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Kayıt İşleri Genel Müdürlüğü, 3 Ocak 2012’de mahkemeye gönderdiği yazıda, Okuducu’nun İngiltere'de yaşadığı bilgisinin 19 Eylül 2007’de Dışişleri Bakanlığı’ndan gönderilen toplu kayıtlarla beraber işlendiği belirtildi. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bütün dünyada aradığı Okuducu’nun yeri, o tarihte Dışişleri Bakanlığı tarafından biliniyordu. Okuducu'nun yeri artık herkesçe bilinmesine rağmen “Kırmızı Bülten” hala işletilmedi.
İŞÇİ SINIFI MÜCADELESİNE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Süleyman Yeter'i işkenceyle ölüme götüren süreç, onun siyasal kimliğiyle ilgiliydi. 1962'de Erzincan Refahiye'de yoksul Kürt ve Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasını küçük yaşta kaybetti. 1970'li yılların ortalarında İstanbul'a taşındı. Daha lise yıllarında devrimci mücadeleye katıldı. Lise yıllarından sonra genç ve sosyalist bir işçi olarak fabrikalarda çalışmaya başladı. İşçilerle kısa zamanda kaynaştı ve onları daha yakından tanımaya başladı. Bu özelliği, Süleyman Yeter'i işçi sınıfı mücadelesinde bulunduğu her yerde öne çıkardı. 1980 darbesinden sonra Petrol-İş Sendikası'nın çalışmalarına aktif olarak katıldı. 1980'li yılların sonlarına doğru kurulan Devrimci Sendikal İşçi Muhalefeti'nin (DSİM) örgütleyicileri arasında yer aldı. 3 Ocak 1991 genel grevine katılan Shaup Lorenz işçilerinin en önünde yer aldı. Süleyman Yeter, işkenceyle öldürüldüğü tarihte, DİSK'e bağlı Limter-İş Sendikası Eğitim Uzmanı görevini sürdürüyordu.
Süleyman Yeter, işçi sınıfı mücadelesi içerisinde aktif rolü nedeniyle sık sık gözaltına alındı ve işkence gördü. 1997 yılında da gözaltına alındığında işkenceye maruz kaldı. Hapisten çıktığında mücadelesine devam etti. 7 Mart 1999'da işkenceyle öldürüldüğünde 37 yaşındaydı.
haber: etha
YORUM YAZIN