Header Ads

İyiliğe Karşı

- İSMAİL PELİT -
fitili ateşleyen kesinlikle ekşi sözlük’tü. insanlar gerçek kimliklerini saklayarak yazabildiklerinde kendilerini daha doğrudan ifade edebildiklerini görünce sevindiler. bunu ilk fark ettiğimde üzülmüştüm. gerçeği söylemek için kendi gerçekliğini dışarıda bırakmak, onu örtmek kaygı vericiydi. gerçek düşüncelerimi açıklamak için kendi gerçekliğimi saklamam, açıkladığım gerçeğe gölge düşürüyordu sanki. saklandığı yerden avazı çıktığı kadar bağıran biri olmak, sesin her yerden duyulduğu bir ortamda ancak böyle “görünebilmek” rahatsızlık vericiydi.

sözlerinin içerdiği “kötü”lüğün kendilerine zarar vermemesini isteyenler sayesinde bu yol genişledi. giderek bloglarda, internet sitelerinde gerçek kimliğini özellikle saklayan, sakladıkça düşüncelerini daha rahat açıklayan kalabalık bir topluluk ortaya çıktı. cesurca konuşan, acımadan yerden yere vuran bu topluluğun kendi gerçeklikleriyle ilişkileri üzerinde düşünürken, isimsizliğin, anonimliğin bir imkan olarak yeniden ortaya çıkıp kabul edilmesi üzerine düşündüm. bu imkanı ortaya çıkaran her ne kadar baskı görme korkusu olsa da doğru değerlendirildiğinde kesinlikle olumlu sonuçlarını göreceğiz.

anonim’in yeniden edebiyat sahasına dönmesinin en önemli sonucu: diğer oyuncuların, sahada göremedikleri ama hareketlerine/ hamlelerine maruz kaldıkları bu oyuncuya dikkat kesilirken kendilerini fark etmeleri olacak. yazarları tarafından bile doğru düzgün okunmayan dergileri, okumayı iş edinen yazarların isimlerini bilmemiz neyi değiştirir? eleştiri sahiplerinin isimlerinin yanına mim koyup, sonrasında ondan öç almak isteyenler, öncelikle kendilerini fark etmenin sıkıntısını atlatamadıklarını gösteriyor. ama sanırım onları asıl üzen, kendilerini fark etmelerini sağlayan kişileri bir türlü fark edememek.

kendi adıma, beğendiğim bir metin/ yazar üstüne konuşmayı tercih ederim. kötü bir metinle vakit geçirip onun neden kötü olduğuna ilişkin bir yazı yazmanın mazoşist bir tarafı vardır: sıkıcı bir metnin neden sıkıcı olduğunu anlatırken sıkılmamak zordur. sıkıntı çekmekten zevk almanın da kolay olmadığını düşünüyorum. bir süre sonra benliğin mazoşist tarafının nefes almasını, güçten düşmesini engelleyecek sadist eğilimler zuhur eder (mazoşist ile sadist arasındaki mesafe kısadır. zevk aldığı acıyı başkasına hediye edebilir mazoşist. sadistin acıyı hediye olarak asla kabul etmeyip sadece hediye etmesi de aldatmamalı: kendisini acı çekenin yerine koyarak da zevk alabilir sadist) sıkıcı metnin yazarını cezalandırmak, onu bir daha böyle sıkıcı metinler yazmaması için sertçe uyarmak gerekir. sıkıcı metin bir bumerang gibi dönüp kendi yazarının boynunu koparmalı, onu acıtmalıdır. beğenmediği bir metin üzerine yazan kişi böyle de düşünebilir.

peki, kötüyü işaret edip onun neden kötü olduğu üzerine konuşmanın zevkli bir tarafı yok mu? beğenmeyenlerin, beğenmedikleri hakkında cömertçe konuşurken, beğenilerini açıklamada sergiledikleri cimrilik ne gösterir? üniversitede okurken neredeyse hiçbir türk yazarını dikkate değer bulmayan biriyle tanışmıştım, türk yazarları eleştirirken, onların olumsuz taraflarını sayıp dökerken (ki birçok konuda haksızdı) açıkça zevk aldığını hissettiriyordu. bir şeyin beğenilmeye değer olmadığını söylerken zevk almanın sebeplerini düşündüm. beğenilmediği için üzülenlerin neden üzüldüklerini de.

beğenmemek, beğenilmeye değer olanın ne olduğunu bilmekle ilgili görünüyor. kişi beğenmediğinin üzerinde konumlandırmış oluyor kendini: beğenilmeyen bu durumda kendisini beğenmeyenin altında buluyor. böylece üste çıkmak için bir yol olarak kabul görmeye başlıyor beğenmemek. üste çıkmak, ezmek için beğenmemek ya da ezilmemek, kimsenin kendi üstüne çıkmamasını sağlamak için beğenmemek, sonuç değişmiyor: konumunu beğenmedikleri sayesinde elde eden kişi, tam da bu yüzden beğenilmeyecek bir konuma sahip oluyor aslında: beğenmediklerin sayesinde oradasın, onlar sayesinde görünüyorsun. tuhafı seni beğenmeyerek senin üstüne çıkmak isteyenlerle, onu da beğenmeyerek kendini hepinizin üstünde konumlandırmak isteyenler var.

görünmemek pahasına görünmesini istediğimiz iyiliği anmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. ne de olsa iyilik karşılıksız kalmaz.

*http://ismailpelit.blogspot.com/

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.