Kim, Neden Yaptı?
![]() |
| - ÖZGÜR MUMCU - |
Birkaç noktayı birleştirince, eylemin PKK kaynaklı olduğunu tahmin etmek pek güç değildi. Gerçi bu tahminde bulunanlar Cengiz Çandar tarafından “Genellikle ‘derin devlet’e bağımlı olanlar ise Taksim terör saldırısını PKK’ya bağlamaya (...) teşneydiler ve bu görüşlerini yansıtmakta gecikmediler” diye azarlandılar ama neyse.
PKK’dan ayrı olduğunu iddia etse de örgütle bir şekilde bağlantılı görülen Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) örgütünün şu açıklaması internet sitelerinde duruyordu oysa ki: “Tüm sivilleri askeri alan ve araçları kullanmamaları yönünde uyarıyoruz.”
Karayılan’ın Radikal’deki röportajında ise şu ifadeler seçilebiliyordu: “Metropolde de eylem olsa, nerede olsa, tek bir sivilin zarar görmemesi bizim temel ilkemiz olacak.” Karayılan, örgütü bu amaçla eğiteceklerini de belirtiyordu. Yani metropolde eylem yapılabileceğini açıklıyordu. TAK’ın bildirisine bakılınca da Taksim’deki çevik kuvvet bölgesinin örgüt tarafından ‘askeri alan’ olarak değerlendirilebileceği görülüyor. Yani pekâlâ eğitimi eksik kalmış biri ‘askeri alanda’, ‘askeri araca’ saldırıda bulunmuş olabilirdi. Ama bu ihtimalden bahsetmek dahi ‘derin devlet bağımlısı’ olmakla itham edilmeye yetiyor.
Başka bir nokta ise intihar eylemini yapabilecek örgüt azlığı. Eylemin yapılması için eylemsizlik kararının son gününün seçilmesi ise akla PKK’yı getiriyordu.
Kolay inanmak
Kaldı ki bu tarz eylemler karşısında açıklamalar kimden gelirse gelsin derhal inanmamakta fayda var. PKK eylemi üstlenmeyince hemen ikna olmak; devlet, JİTEM yok deyince ikna olmaya benziyor. İkisinin de sakıncaları ortada.
Taksim’deki intihar saldırısının neden yapıldı sorusunun ise muhtemel iki yanıtı var. Öcalan devletle müzakerenin başladığını açıkladı. Müzakere sırasında el güçlendirmek için gözdağı vermek bir pazarlık metodu olarak kullanılıyor olabilir. Mesela 6-7 Eylül 1955’te İstanbul Rumlarına saldırıların tam Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye sıkışmışken, dışişleri bakanı Zorlu’nun elini güçlendirmek amacıyla düzenlenmesi, anlaşma masasına oturan tarafların bazen gözdağı ve tehdidi müzakerenin bir parçası olarak görebildiğinin bir örneği.
İkinci ihtimal ise örgütün içinde kontrol edemediği unsurların olması. Örgütte genç kuşağın sertlik yanlısı ve kontrolden çıkma eğiliminde olduğu malum. Saldırıyı kontrol dışına çıkmış daha şahin bir kanat yaptıysa; bu, o kanadın sanıldığından etkili olduğu anlamına gelir. Bir intihar eylemi düzenleyebilecek ikna yeteneği ve lojistik gücü olan bir unsurdan bahsediyoruz. İlk ihtimal doğru ve PKK müzakere sürecinde şiddet eylemlerini pazarlık unsuru olarak kullanacaksa eylemsizlik kararının devamı, müzakerenin biz fanilerin bilemeyeceği ayrıntılarına bağlı. İkinci ihtimal doğru ise Karayılan’ın örgütüne hâkim olmaması durumuyla ve şahin kanadın eylemsizlik kararını baltalayabilecek bir güç olarak belirmesiyle karşı karşıyayız.
Başka ihtimaller var tabii. Saldırganın başta PKK’lı olmasına rağmen sonradan başka bir örgüte girerek kendini öldürmeye karar vermiş olması ya da saldırganın kimliğini polisin yanlış tespit etmiş olması gibi. Ancak bu tespit doğruysa, Kandil’in intihar bombacısı ve eylemi hakkında tüm bildiklerini açıklaması şart. Herhalde üyeleri hakkında bir sicil dosyaları vardır.
PKK’nın eylem ve söylemlerini eleştirmek herhalde Kürt siyasi hareketini topyekûn eleştirmek değildir. Bağımsızlık dahil her siyasi talebin özgürce tartışılabildiği bir demokrasiye ulaşacak yol şiddetten geçmiyor. Önüne geleni derin devlet bağımlısı ilan etmekten geçmediği gibi.
*bu yazı 4 Kasım 2010 tarihli Radikal gazetesinde yayımlanmıştır.

YORUM YAZIN