Avrupa Basınında Bugün (1 Kasım 2013)
İngiltere Basınıİngiltere gazetelerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde başörtüsü yasağının fiilen kalkması, Irak Başbakanı Nuri Maliki'nin Washington'da El Kaide'ye karşı destek arayışı ve zengin turistlerin savaş bölgelerine seyahatleri ilgi çekici haber ve yorum konuları.
Dört milletvekilinin TBMM Genel Kurulu’na başörtüsü takarak katılması, beş büyük İngiliz gazetesinde de haber konusu.
Haberlerin çoğu kısa ve Associated Press ajansının fotoğraf altyazısına dayanıyor; “Müslümanlığın sembollerinden birine uygulanan Türk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından kalma yasağın dün sona erdiği” belirtiliyor.
Guardian, habere şu ayrıntıları eklemiş: “1923’te sıkı laiklik ilkesiyle kurulan Müslüman çoğunluklu ülkede kadınların nerede başörtüsü takabileceği gerilim konusu ancak halk içinden dini ifade özgürlüğü için sesler yükseliyor.”
Haberlerin hepsinde; yargı, ordu ve emniyet sistemlerinde başörtüsü yasağının devam ettiği hatırlatılıyor.
Haberi iç sayfa manşetinden veren Times, 1999’da aynı davranışta bulunan Merve Kavakçı’nın parlamentodan kovulduğunu anımsatarak, o dönemden bu yana birçok seçim kazanan AKP iktidarının, kendisini laik sistemin bekçisi olarak görün ordunun politik gücünü kırdığını belirtiyor.
Times, muhalefetin önceki ‘aşırı ateşli’ tutumlarını bir yana bırakarak, sert tepki göstermediğini belirterek, bazılarının AKP iktidarının topluma dini dayatmalarda bulunmasından endişe ettiğini aktarıyor. Buna örnek olarak, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl “dindar kuşaklar yetiştirmek istediklerini” söylemesini, alkol satışına getirilen kısıtlamaları ve bir televizyon şovu sunucusunun dekoltesinin AKP sözcüsü tarafından eleştirilmesinin ardından kadının işten çıkarılması gösteriliyor.
Daily Telegraph, eşi ve kızı başörtüsü takan Erdoğan’ın, milletvekillerinin başörtüsüne gösterilecek tepkilerin, “meclise ve inançlarına saygısızlık olacağı” yönündeki sözlerini aktarıyor.
Maliki Washington’da
Financial Times, Irak Başbakanı Nuri Maliki’nin ABD ziyaretine geniş yer ayırmış.
Haberde, Maliki’nin son dönemde saldırılarını artıran ve ayda ortalama 1000 sivilin hayatını kaybetmesine yol açan El Kaide bağlantılı militanlara karşı destek isteyeceği belirtiliyor.
Iraklı yorumcu Mustafa Kazimi şöyle diyor: “Irak hükümetinin güvenlik yardımına ihtiyacı var çünkü güvenlik berbat durumda. Güvenlik operasyonları için teknik deneyime ve desteğe ihtiyaçları var. Irak, durumun kötüye gitmesine Suriye’de olup bitenlerin yol açtığını düşünüyor.”
Century Vakfı’nda Orta Doğu uzmanı olan Michael Wahid Hanna ise Şii politikacı Maliki’nin sorumluluğuna işaret ederek, Sünni aşiretlerin yönetime yabancılaştırıldığını, yargının bağımsız olmadığını ve hapishanelerin Sünni Iraklılarla dolduğunu belirtiyor.
Haberde, Maliki’nin yakın ilişkide olduğu İran ile ABD arasında son dönemde buzların erimeye başlamasının, Irak Başbakanı’nın daha sıcak karşılanmasına sebep olabileceğine değiniliyor.
ABD ordusunun iki yıl önce Irak’tan çekilmeden önce El Kaide’ye karşı Sünni aşiretlerle işbirliği yaparak başarı kazandığını hatırlatan Financial Times muhabiri Borzou Daragahi, Maliki yönetiminde aşiretlerin aynı şekilde işbirliğine yanaşmasının zor olduğunu ifade ediyor.
Londra’da yaşayan Irak uzmanı Reidar Vissar ise, “ABD’nin Maliki’ye hâlâ ilgi duymasının sebebi, alternatifin kim olacağına dair hiçbir fikirleri olmaması” diyor.
Times, Maliki hakkında daha keskin ifadeler kullanıyor: “Son Amerikan askerlerinin çekilmesinden iki yıl sonra, eli koluna dolanan Irak hükümeti Washington’a yeniden dirilen El Kaide’ye karşı yardım dilenmek için döndü.”
ABD ordusunun Irak’ın Anbar bölgesinde gerilettiği Irak Şam İslam Devleti adlı El Kaide grubunun, Suriye’de birçok bölgede savaşçılar topladığına dikkat çekilen haberde, örgütün iki ülke toprakları üzerinde emirlik ilan etmeye hazırlandığı belirtiliyor.
Times, şiddet sarmalının büyümesi halinde, ABD Başkanı Barack Obama’nın Irak savaşına dönebileceği öngörüsünde bulunuyor.
Savaş turizmi gelişiyor
Bazı turizmcilerin savaş bölgelerine düzenlediği turların ilgi çektiği belirtiliyor.
Warzone Tours şirketinin tur kataloğunda Bağdat’tan Mogadişu’ya kadar çeşitli yerler bulunuyor.
Financial Times yazarı Emma Jacobs'un aktardığına göre, Bağdat’a bir turistik gezinin maliyeti 40 bin doları bulabiliyor.
Şirketin sahibi Rick Sweeney, Türkiye üzerinden Suriye’ye yapmak istedikleri bir turu, ABD’nin “El Kaide destekçileri” listesine girmekten korktuğu için son anda iptal etmiş.
25 yıl orduda ve güvenlik şirketlerinde çalışan Sweeney, “Bosna’da ve Irak’ta zaman geçirirken, konuşmak istediğim çok sayıda yerli halktan kişi ve göremediğim kültürel yerler vardı” diyor.
Şirketini 2008’de kuran Sweeney, müşterilerinin çoğunun iş dünyasından zengin orta yaşlı kişiler olduğunu belirtiyor. Aralarında, AK-47 (kalaşnikof) tüfeğiyle fotoğraf çektirmek isteyen maceracı gençler de varmış.
Untamed Borders şirketiyse, İngiliz James Willcox’un yardımıyla bir Pakistanlı ve bir Afgan tarafından 2006’da kurulmuş.
Şirket daha çok Afganistan ve Orta Asya bölgesine seyahatler düzenliyor.
Willcox, “Savaş turistleri, karanlık turizm, ürpertici yerler, askeri turlar… Hepsi denediğimiz ama sonra kaçındığımız terimler çünkü tam olarak ne yaptığımızı yansıtmıyorlar” diyor.
New York Times’ın eski Balkanlar muhabiri Nicholas Wood da 2011’de Political Tours şirketini kurarak bu pazara girmiş.
Libya, Kuzey Kore ve mali kriz sonrası ayaklanmaların başgösterdiği Londra’ya seferler düzenlemişler.
“Savaş turizmi” terimini o da sevmiyor: “Üzerinde durduğumuz, insanlara bölgeyle ilgili bir kavrayış kazandırmak. Onları müzelerin kozalarından çıkarmak.”
Wood, Bingazi’de ABD Büyükelçisi’nin içinde olduğu 4 kişinin öldürülmesinin ardından Libya’ya seyahatleri durdurduklarını söylüyor.
Peki bu yaptıkları başkalarının acıları üzerinden para kazanmak anlamına gelmiyor mu? Rick Sweeney bunu reddediyor: “Eleştiriler bunun politik açıdan doğru olmadığı yönünde. Tam tersi. Ben onların yerli halktan insanlarla oturup yemek yiyerek sohbet etmelerini istiyorum.”
Almanya BasınıBerlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi, kamuda türban yasağının kalkmasının ardından hac dönüşünde kapanma kararı alan AKP'li dört kadın milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ilk kez başörtüsü ile gitmesini yorumluyor:
"Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkenin hiçbir kadın başörtüsü takmıyormuş gibi davranmaya son vermesi, kendi içinde memnuniyet verici. Başbakan Erdoğan'ın partisindekiler bu nedenle ülkede bir normalleşmeden bahsediyor. Muhalifler ise bunu siyasi bir seçim taktiği olarak görüyor. Gerçekten de ülkede normalleşmenin sağlanması için bastıran bir hükümetin kendisine siyasi açıdan uymayan toplumsal gerçeklere de saygı göstermesi gerekiyor. Türkiye'nin 2013'teki normalleşme sürecine bu da dahildir. Ülkede birçok insan Erdoğan'ın kendilerini muhafazakar bir çizgiye zorladığı hissini taşıyor. Başörtüsünün serbest bırakılması, bu noktada birşey değiştirmeyecektir."
Frankfurter Allgemeine Zeitung ise Suriye'de BM silah denetçilerinin gözetimi altında kimyasal silahların ve kimyasal silah üretim ve depolama tesislerinin imha edilmesi sürecini analiz ediyor:
"Suriye'den ansızın güzel bir haber geliyor: Zehirli gazlar üreten tesisler uluslararası denetimle imha edildi. Suriye rejimi işbirliği yaptı ve belirlenen tarih olan 1 Kasım'la ilgili sözünü tuttu. Suriye'de artık kimsayal silah üretilemeyecek. Ancak açıkta kalan sorular da var: Kimyasal silah tesisleri bu kadar hızlı biçimde imha ediliyorsa, o zaman yine bu kadar kolay bir biçimde yeniden inşa edilemez mi? BM silah denetçileri neden isyancıların kimyasal silah laboratuvarlarını aramadı? Dolayısıyla Suriye'deki kimyasal tesislerin imha edildiği yönündeki güzel haber ülkedeki iç savaşta bir dönüm noktası anlamına gelmiyor."
Berlin'den Tagesspiegel Suriye ile ilgili yorumunda Devlet Başkanı Beşar Esad'ı eleştiriyor:
"Şam'ın hükümdarı isyancılara karşı izlediği kanlı politikayı gözden geçirmek için ortada ne bir neden, ne de bir vesile görüyor. Esad'a göre hepsi silahla şiddet uygulayarak mücadele edilmesi gereken teröristler. Ve hiç kimse onu bu çizgisinde engellemeyecek. Sonuçta Esad kimyasal silahların imhası konusunda uzlaşmaya yanaştı, öyle değil mi? Olabilir. Ancak bunun Suriye halkına pek yararı yok. Suriyelilere kaçmaktan başka çare kalmıyor."
Konuyla ilgili aktaracağımız son yorum Tageszeitung'dan:
"Suriye'deki kimyasal silahların imha edilmesi misyonuyla ilgili şu eleştiri dile getiriliyor:
Misyon dikkatleri konvansiyonel silahların kullanıldığı, bütün şiddetiyle devam eden iç savaştan uzaklaştırıyor ve Esad silahların imhasına verdiği onayla kendisine yönelik bir askeri müdahaleyi engellemeyi başardı. Buradaki ilk konu Suriye sorununun algılanması konusunda medyanın ürettiği bir sorun. İkincisi ise bir kurgu. Çünkü halkın korunması için uçuşa yasak bölge oluşturulması olsun, silahlı muhalefetin askerî açıdan güçlendirilmesi ya da Libya örneğindeki gibi Esad'ı devirinceye kadar açık bir savaş olsun, askerî bir müdahalenin akla gelebilecek hedeflerinin hiçbiri başarı vaat edecek seçenekler içermiyordu. Böyle bir formül Washington'da da diğer merkezlerde de yok. Ortada sadece Obama yönetiminin bu yanlış izlenimi uyandıran, katı tehdit söylemi vardı."
Letonya BasınıLetonya'dan muhafazakar Latviyas Avize gazetesi bugün Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) Almanya Başbakanı Angela Merkel'in de aralarında bulunduğu liderleri dinlemesini şöyle yorumluyor:
"Amerikalı eski istihbaratçı Edward Snowden'in casusluk faaliyetlerini kamuoyuna açıklama kararı sadece Amerikan gizli servisinin çalışmalarını etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Amerikan dış politikasında da izler bıraktı. Sayıları giderek artan çok sayıda ülke, ABD'nin dünya liderleriyle milyonlarca sıradan vatandaşı dinleme ve izleme yöntemlerinden duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirdi. Üstelik Washington'un açıklama talepleri üzerine baştan savma bir biçimde Avrupa'daki gizli servislerin çalışma yöntemlerine işaret ederek kendini haklı çıkarmaya çalışması, sadece ABD'ye duyulan kızgınlığın artmasına neden oldu."
İspanya Basınıİspanya'dan El Mundo gazetesi ise aynı konuyla ilgili, "Obama daha fazla açıklama yapmalı" başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
"ABD'nin casusluk skandalının boyutu her geçen gün biraz daha büyüyor. Skandal sadece Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) Almanya Başbakanı Angela Merkel ve diğer dost ülkelerin liderlerinin telefonlarını dinlemesinden ibaret değil. Şimdi Vatikan'da Papa'nın telefon görüşmelerinin dinlendiği, Google ve Yahoo gibi şirketlerin müşterilerine ait bilgilerin de çalındığı ortaya çıktı. NSA Başkanı Keith Alexander'ın tutumuna duyulan tahammülsüzlük artıyor. Skandal zaman içinde öyle büyüdük ki, ABD Başkanı Barack Obama şimdiye dek yaptığından daha fazla açıklama yapmak zorunda."
İsviçre Basınıİsviçre'den Neue Zürcher Zeitung ise Japonya'nın Fukuşima Nükleer Santrali'nde iki yıl önce meydana gelen kazanın ardından gelinen noktayı ele alıyor:
"Fukuşima'daki felaketin üzerinden iki yıldan fazla bir süre geçti ve felaketin izlerinin kaldırılması için yapılan çalışmalarda yapılan hataların ardı arkası kesilmiyor. İşte bu nedenle hükümetteki Liberal Demokrat Parti içinde nükleer reaktörü işleten Tepco firmasının bölünmesini isteyenlerin sayısı artıyor. Partinin önde gelenleri, en başta da Başbakan Abe, Tepco'nun iki ayrı şirkete bölünmesiyle nükleer faaliyetlerine şimdiye dek olduğu gibi devam etmesini umut ediyor. Ancak nükleer santraldeki kötü durumu son dakikaya kadar gizlemeye çalışan Tepco yönetimine karşı güvensizlik büyük. Tepco itibar ve güveni yeniden kazanmak için kökten değişmeli. Kozmetik operasyonlar Tepco'ya artık yardım etmez."
Belçika BasınıBelçika'nın De Standaard gazetesi ise Mısır'da darbe ile devrilen eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler liderlerin yargılanacağı davanın başlayacak olmasını şöyle analiz ediyor:
"Mısır'da Müslüman Kardeşler'in üst düzey liderlerinden İsam el-Aryan saklandığı evden gözaltına alınırken sırıtıyordu. Ancak Müslüman Kardeşler'in aranan son liderinin gözaltına alınması, iktidar sahipleri ile öfkeli Müslüman Kardeşler arasındaki gerginlik ve çatışmayı daha da alevlendiriyor. Önümüzdeki pazartesi günü devrik lider Muhammed Mursi ve el-Aryan'ın da aralarında bulunduğu diğer yöneticiler hakkında açılan davanın görülmesine başlanacak. İddianamede nelerin yer aldığı henüz açıklığa kavuşmuş değil. Kuşkusuz bu siyasilere 'şiddete tahrik etme‘ suçlaması yöneltilecektir. Aralık 2012'de göstericiler, Mursi'nin sarayı önünde toplandığında Müslüman Kardeşler'der militanlar, bu göstericileri dövmek, hatta bazılarına işkence yapmak için olay yerine koşmuştu. Şimdi Mursi ve beraberindekiler hakkında açılan davanın Mısır'daki kutuplaşmayı daha da şiddetlendirmesi tehlikesi var. Haftalardan bu yana Müslüman Kardeşler taraftarı öğrencilerin kampüslerin güvenli oluşunu protestolar için kullanması nedeniyle üniversiteler zaten fokur fokur kaynıyor.“
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN